Dünkü Gün

IMG_4932Pırıl pırıl bir aydınlık vardı alnının tam ortasında. Yüzüne daha da dikkatli bakınca iki kaşının ortasında, alnının çatında küçük ve mor bir elmas taşın ışıldayarak döndüğünü gördüm; aklım mı? 

Her şey dün gibi aklımda..

Akıl demişken,

Aklım başımda hiç ama hiç değil ve gün henüz sona ermiş olamaz. 

Etrafıma bakındım, orta sehpada duran telefonuma gitti sonra elim. Evet evet, yanılmamıştım günlerden dündü…

Takvime dikkatlice tekrar baktım; tarih neydi diye, eskiydi; saatim tik tak atıyordu kolumda ama zaman ilerlememişti. Gün dündü.

Çok mu uzaklardan gelmişti? Nicedir beklediğim kişi, kesinlikle kendisi olmalıydı. Nereden gelmişti, niye burada bizim evde ve dünde buluşmuştuk, neler anlatacaktı hepsini çok ama çok merak ediyor fakat henüz onunla konuşmaya cesaret edemiyordum.

Loş salonda karşı karşıya durmaktan vazgeçip kanepeye beraberce oturduk, yan yana. Sırtını dayayınca, kafasını arkaya doğru hafifçe attı, o an iki kaşının arasında ve alnına değmeden parıldayan mor taşa hayretle yakından bakma şansım oldu. Çok köşeliydi, düzgün kesilmişti, çok güzeldi ve kesinlikle gözümü alamıyordum. Üstelik elmas, öylece minik kıvılcımlar saçarak küçük devinimlerle usul usul dönüyordu.

Böyle yakından bakınca gelen kişinin eskilerden bir tanıdık olabileceğine kanaat getirdim ve de tam bir yabancı sanki. 

Elmasa değil ama, kumral ve hafif dalgalı saçlarına biraz tereddütle de olsa dokunabildim; tek tük simli beyazları vardı şakaklarında. Saçına bu ilk temasla birlikte elmastan şiddetli bir parıltı çaktı gözlerimde…Gün dünde kalmıştı.

Çakıl taşlı uzun bir nehrin kenarındayım şu an. En son, gün dündü diye hatırımda. Başımdan bacaklarıma yani aşağıya doğru bakınca suyun içinde irili ufaklı çakıl taşlarını çok net bir şekilde seçebiliyorum, ayaklarım bu berrak soğuk suda ve taşların üzerinde. 

“Onlar senin dünlerin” diyor kadifemsi ses. Bu ses o parıltılı mor elmasın sahibinden geldi. 

Çakıl taşlarının arasında suya atılmış dilek paraları da var, onları görünce iyice şaşırıyorum, su gibi bu küçük metal paralar da ışıldıyorlar. Derken heyecanlanıyorum. Kalbim kolumda atıyor tik tak…

“Bu paralar nedir? Kim atmış? Bu nehirde ne işleri var? Burası neresi ki?” diye merak ediyorum içimden. Sorular sessizce dışarıya süzülürken aklımdan, eğilip elime alıyorum birkaç metal parayla birkaç minik çakıl taşını.

“Dikkatle bak onlara çünkü hayatın ayaklarının altında; çakıl taşları ömründür, senin hayatını temsil ediyorlar ve tüm bu dilek paralarını sen  kendin attın suyuna, hayat suyuna” diyor, 

“Her bir para senin dileğin, olmasını istediğin hayalin” diye devam ediyor.

Dün güne dönüyor; “Hayatın ve hayallerin için mücadeleye devam etmelisin; ben de yanında olmaya devam edeceğim, merak etme sadece korkma, sıkılma ve pes etme, umutlarına tutun, iste, çalış” diye bitiyor konuşmasını.

Elimdekiler nehre geri düşüyor, sular etrafa sıçrıyor, başımı sallayıp onu anladığımı ifade ederek “tamam” demek istiyorum ama o an gökyüzü öyle bir kamaşıyor ki, yayılan enerjiyle her yer ve her şey parıltılarla doluyor, mor elmas huzura bulaşıyor; gün dünden geçiyor güneşin ışığında yeniye doğuyor. 

Alnımın ortasında bir buse ıslaklığı var artık, çakıl taşlarımdan biri elmas olmuş dönerek alnımdaki yeni yerini buluyor.

Her şey gün gibi aklımda. 

Gün döndü…

Dün ne de güzel bir gündü.

Haydi, elmas günler beni bekliyor…

Saatim tik tak…

Post navigation