Papatya Falı

papatya ve kelebek“Bir küçücük kelebek

Uçtu geldi dönerek

Kondu bir papatyaya

Çok mesudum diyerek…”

 

Çocukluğumdan kalan böyle bir şarkı var hatıralarımda. Papatyayla kelebeğin hikayesi.

Aşk gibi ama sonu oldukça acıklı…Masum kelebek ve bedhah papatya…

 

Şarkının ikinci ve son paragrafı şöyle;

“Papatya çok haindi

Birdenbire silkindi

Kelebek suya düştü

La…laaa..la..laaa..la.laa…”

 

Ve beni hep ağlatırdı bu şarkı. Başı güzel ve romantik , sonu acı ve hüzünlü.

Çocuk aklımla isyan ederdim içten içe…o minik, masum kelebeğe hiç kıyamazdım ben. Papatya da bunu asla yapmazdı biricik sevdiceğine. Beyaz bir kelebekle beyaz bir papatya hayal ederdim; ama inatla sonunda mutlu olmalarını isterdim. Mutlu bir sonla bitseydi ya şu şarkı!

Sanki şarkıyı tekrar tekrar söylersem sonunu değiştirebilirmişim gibi, bir daha, bir daha söylerdim, tekrar ve tekrar…Kelebek her defasında suya düşerdi ve ben, bazen komik denebilecek o saflıkla gene ve bıkmadan ağlardım.

Aşklar böyle mi biterdi şarkılarda, peki ya gerçek hayatlarda?

Papatyalar gerçekten hain olabilir miydi? Kimi aşıklar sorduğunda, “Seviyor mu? Sevmiyor mu?”diye, acımasızca ‘sevmiyor’ çıkaran da onlar değil miydi? Belki de bazen sevmiyorlardı birbirlerini. Bilmiyordum ki.

Baharın masum çiçeğini haine dönüştüren şarkı…Ve duygulu, naif kelebeği öldüren zehirli kalp…

Ben ilk görüşte aşka inananlardanım; o da aşkın hallerinden biridir bana göre…ilk ve son…

Benim gönlümdeki hikayede ise, sadece üç günlük ömrü olduğu söylenen kelebek, papatyayla dolu dolu muhteşem bir aşk yaşıyor. Kozasından yeni çıkmış kelebek, kırlara doğru umutla kanat çırpıyor ve ilk defa gördüğü papatyaya aşık oluyor. Üstelik de hayal ettiğimiz gibi gülüp, eğleniyorlar, çiçeğinin etrafında pervane dönüp durup, şarkılar söyleyip, mutlu oluyor kelebek ve papatya tüm kalbiyle bağlanıyor bu beyaz meleğe…zaman daralıp da, kelebeğin bu dünyadan gitme vakti geldiğinde, henüz aşklarını tam olarak iki taraf da itiraf edememiş ve doya doya yaşayamamış olsa da, saf bir sevda paylaşıyorlar…Derken sert bir rüzgar esiyor o bahar akşamı, ayrılık zamanı gelip çatıyor…hazırlıksız yakalanan papatyayı şiddetle sarsıyor esinti, sevgili papatyasını güneşin sıcağından bile korumaya çalışan kelebeği sevgilisinden zorla ayırıyor; işte kelebek suya o zaman düşüyor olmalı ille de düşecekse…hani zaten ölüyor olmasının zayıflığıyla ve çaresizce, papatya istese de kurtaramıyor minik kelebeğini ne yazık ki. Kaderine yenik düşüyor. Papatya, bu narin sevgiliyi nasıl korusun ki, kökleri var nehir kıyısında, kıpırdayamaz öteye, atlayamaz suya ve kaderi değiştiremez; kelebek illa geldiği masal ülkesine dönmek zorundaysa, ayrılıktan kaçılamaz.

Sessiz bir vedayla son bakış, aşka dair…ve papatya üzüntüsünden yapraklarını döküyor tek tek, sevdiğini söyleyemiştir; acaba kelebek de onun gibi miydi, “seviyor…sevmiyor” diye kendi kendinin falına bakıyor ağlayarak.

Masallarda da şarkılarda da mutlu sonlar daha bir keyifli oluyor; biliyorum sevenler ayrılsa da bir gün, sevdaya dair oluyor geriye kalanlar ve yaşananlar. İnsana olumlu bir yaşam enerjisi katıyor sevgi, bir nebze daha fazla hayata bağlıyor. Aşkın güzelliği farklı bir anlam katıyor insanlığa.

Hayat; sevda ve aşkla, papatya ve kelebekle kesinlikle çok daha güzel; sonu ayrılıklı olsa da.

Ve nihayet ben, o şarkının sonunu şöyle değiştirsem diyorum artık;

“Papatya çok aşıktı

Kelebekse daha çok

Rüzgar esti gürledi

Birkaç yaprak savurdu

Falımda sevda çıktı

Seviyor…Seviyor…Çok seviyor…”

Üstelik şu andan itibaren, şarkının da değişmesiyle, artık papatya falları sadece, “Seviyor…Seviyor…Çok seviyor…Daha çok seviyor…Pek çok seviyor” diye çıkacak ve o küçük kız, bu eski şarkıda, bir daha hiç ama hiç ağlamayacak.